THE GODFATHER (Baba) İZLEMEK VE YENİDEN İZLEMEK ÜZERİNE
Baba üçlemesini uzun bir aradan sonra yeniden izledim. Hikâyeyi biliyorum, sahneleri ezbere tasvirlerim de ama aynı sahnelerde durup yine ilk kez izliyormuşum gibi şaşırdım ve de duygulandım. Hatta bu kez film çok daha başka hissettirdi diyebilirim. Muhtemelen önceki izleyişimden bu yana ben değiştim.
İlk izlediğimde daha çok güce, stratejiye odaklanmıştım belki. Don Vito’nun sakinliğine, Michael karakterinden ziyade Al Pacino' ya dikkat kesilmiştim.
Ama en son ki seyirde söylenmeyen sözler, ima edilenler, itiraf edilenler, gizlenmeyen duygular bunların hepsi benim için daha dikkatimi çeken, okumaya çalıştıklarım oldu.
Michael Corleone’nin hikâyesini bu kez “yükseliş” olarak algılamadım, daha çok yavaş yavaş daralan bir alandı sanki. Her karar Mikey' i daha da yalnızlaştırdı, kazandığı her dava onu biraz daha eksiltti. Gücü elinde tuttu ama sevdiklerini de gayet soğukkanlılıkla kaybetti. En büyük ironisi de durduğu yeri bilerek isteyerek tercih etmesiydi.
Don Vito içinse ailesi, sevdikleri koruduğu kadar yaraladığı da bir yapı. Sevgi var ama o sevgi koşullu. Sadakat var ama o sadakat bedelli. Ve film bunları romantize etmiyor olduğu gibi seyicisinin önüne koyuyor.
Baba’yı efsane yapan da tam olarak bu bence. Film, izleyiciyi yönlendirmiyor. Ne hissedeceğini söylemiyor. Bir hikâye anlatıyor ve hikayenin kahramanlarının gelişimlerine olduğu gibi tanıklık ettiriyor.
Önceki yıllarda izlediğim Baba serisi gücü sembolize etmişti. Şimdi "güç uğruna neler kaybedilir" sorusunun cevabı oldu.
Bu yüzden Baba üçlemesi tekrar tekrar izleniyor. Film aynı film. Oyuncusuyla, senaryosuyla, en kült sahneleriyle...
Ama biz, her yaş döneminde başkayız. Algımız, hissiyatımız, yaşantılarımızla.
Tam da orada The Godfather ( Baba) bu yüzden EFSANE...
Diane Keaton' ın anısına saygıyla.


Yorumlar
Yorum Gönder