VİYANA, MÜZİK KUTUSUNUN İÇİNDEKİ ŞEHİR - Belvedere Sarayı
Viyana’daki son günümüzde, şehrin en zarif yapılarından birisine koştuk.
Belvedere Sarayı.
Gidilecek çok müze görülecek bir o kadar yer vardı ama Klimt ağır bastı diyebilirim. Hundertwasser planımız dahilindeydi Saraylar devasa olduğu için yetişemedik. Maalesef bir sonraki rotaya erteledik.
Belvedere; “güzel manzara” anlamına geliyormuş ve gerçekten de hem manzarasıyla hem ruhuyla bunu fazlasıyla hak ediyor.
İki saraydan oluşuyor, Üst Belvedere ve Alt Belvedere.
Aralarında uzanan kusursuz bahçeler, soğuğa rağmen insana aheste aheste gezme isteği bırakıyor. Simetrik düzenlenmiş bahçelerde, o zamanı ve orada yaşamış kim varsa düşündüğünde bir an dönemin ruhuna bürünebiliyorsun .
Heykeller, havuzlar ve o kusursuz perspektif… Aklının almadığı bir lüks beraberinde. Buradayken Viyana’yı zihninde derleyip toparlayabilirsin de.
Üst Belvedere’nin içi ise bambaşka bir dünya.
Dediğim gibi buraya koşa koşa gelmemizin en önemli sebebi; Gustav Klimt – The Kiss.
Kalabalığa rağmen, tablonun önünde herkes kısa bir mola veriyor ve sessizce tabloyu seyrediyor. Çok tuhaf tablolara bakarken bir yakınlık hissi de sarıp sarmalıyor. Klimt’in tablolarında insan hem çok yakın hem de çok izole hissediyor.
Belki de bu yüzden, Viyana' da son günü tasvirleyecek olsam Klimt derdim.
Belvedere’den ayrılırken Viyana'nın birçok anlamda sürprizli ama bir o kadar derin olduğunu hissettim.
Bir kahve fincanı, bir müze salonu, bir bahçe yolu aslında tarihte olan biten çok şeyi anlatıyordu. Gelmiş geçmiş önemli tarih sahnesi figürlerini de. Ancak buradayken kafanda şekilenecek yer edecek insanları.
Son gün için daha iyi bir durak düşünemezdik bence.
Yetişemediğimiz yerler aklımızda ama gördüklerimiz kalbimizde Viyana' ya "şimdilik hoşça kal" dedik.
O da bize “yine gelin" diye seslendi.











Yorumlar
Yorum Gönder